Muğla Üniversitesi Karya Araştırma Merkezi Arkeoloji Bölümü

Karya AraştIrma ve Uygulama Merkezi

MUĞLA ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ

48000 Kötekli/MUĞLA Tel.:0 252 211 16 09  Faks : 0 252 211 14 72 Yazı boyutunu büyült Yazı boyutunu küçült

 

 

Timuçin Çakaloz

Piero Maspoli

Beat Kohlbrenner

Kazım Karakaya

Shinroku Shimokawa

Manuel Chpelly

Fulvio Merolli

Aliaksandr Batvinionak

Ayşe Sibel Kedik

Salah Hammad

Özgür Turhan

Evrim Çamoğlu

ETKİNLİKLER

I. ULUSLARARASI KARYA TAŞ HEYKEL ATÖLYESİ VE SERGİSİ, 2004

Anadolu’nun Batı uygarlıklarına da kaynak oluşturan bir kültür coğrafyasında yaratıcı köklerini geçmişin tarihsel birikimlerinden ve aynı birikimlere yaşam katan doğal zenginliklerinden alan bir sanatsal üretimi gerçekleştirme amacıyla yola çıkan Muğla Üniversitesi ve Karya Araştırma ve Uygulama Merkezi, 72 proje içerisinden seçtiği yedisi yabancı, beşi yerli toplam 12 projenin 22 Haziran – 20 Temmuz 2004 tarihleri arasında I. Uluslararası Karya Taş Heykel Atölyesi ve Sergisi adı altında gerçekleşmesine ev sahipliği yaptı. Aynı etkinlik sürecinde bir heykel de Bodrum Belediyesinin desteğiyle Bodrum’da yontuldu. Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Adnan Diler koordinatörlüğünde ilki gerçekleştirilen I. Uluslararası Karya Taş Heykel Atölyesi ve Sergisinde, yerli ve yabancı konuk sanatçıları doğu ve batı kültürlerinin kaynaştığı Karya’da tarihle buluşturmak etkinliğin önde gelen amaçlarından biriydi. Mekan içinde üç boyutlu estetik biçimler yaratmayı amaçlayan görsel bir sanat dalı olan Heykel Sanatı, insanın yaratıcılık serüveninde sürekli şekillenmiş ve gelişmiştir. Eski çağlardan günümüze ulaşan tüm anıt ve heykeller koruma sorunları nedeniyle ait oldukları yerlerden koparılarak müzelerde birer mobilya gibi sergilenseler de bugün birer sanat yapıtı olmanın çok ötesinde, sosyal ve tarihsel olayların önemli belgeleridirler. Geçmişte agora gibi kent merkezleri ile hamam, stoa ve tapınak gibi büyük kamu binalarını donatan heykellerin sanat ve insan yaşamında günümüzdekinden daha önemli bir yanı vardı. Gerçekleştirdiğimiz bu tür etkinlikler heykel sanatların toplumda olması gereken yeri bulmasına katkı sağlayacaktır. Sanat, düşünce ve amaçların beceri ve düş gücü kullanımıyla oluşturduğu yaratıcı bir insan üretimidir. Sanat ve onu üreten insanlar geçmişin kültürel değerleri ve doğal çevrenin etkisindedir. Karya, çağdaş sanatların eşsiz bir uygarlık ve yaratıcılık tarihi ile doğal zenginliklerinden esinlenen, benzeri olmayan bir kültür kaynağıdır.Özellikle heykel alanında geçmişten geleceğe uzanan bir akademik üretimi atölye çalışması ile Karya’da gerçekleştirmek Muğla Üniversitesi için büyük anlam taşımaktadır. Karya’da ilk insan izlerini seçebildiğimiz Neolitik Dönem’den modern çağlara dek yaşama mekanlarının gelişimini adım adım izleyebiliyoruz. Arkaik Çağ ve öncesinde basit ve daha çok köysel bir yaşam tarzı vardı. Klasik Çağlarda özellikle M.Ö. 4.yüzyıldan itibaren mermer malzeme anıtsal mimarinin gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Bölgemizdeki Aphrodisias ve Tralleis gibi heykel atölyelerinin oluşmasının yanında Mylasa, Halikarnassos ve Stratonikeia gibi önemli Helenistik kentlerin kurulup gelişmesinde ocaklardan çıkarılan mermerin etkisi büyüktür. Eski çağda mermer her zaman güç, zenginlik ve prestijin simgesiydi. Bugün salt bir yapı malzemesi olarak kullanılan Muğla-Yatağan mermeri eski çağdaki değerinden çok uzaktadır. Oysa Muğla mermerinin büyüleyici etkisini bir heykel kadar hiç bir şey yansıtamaz. Muğla mermerini dünyaya sanat yapıtlarıyla tanıtma yollarını araştırmalıyız. Çünkü Muğla mermerini bu yönüyle tanıtmak onun gerçek değerini bulmasına ve dünyaya daha pahalıya da satılmasına yardımcı olacaktır. Muğla’nın tüm kültürel ve doğal değerlerinin korunup geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapan Muğla Üniversitesi Karya Araştırma ve Uygulama Merkezi Muğla mermerinin sanat yapıtlarıyla dünyaya tanıtılması için çaba harcamaktadır. 


Hiç şüphesiz sanatçıların farklı yaratıcı yorumlarından başka sanatla ilgili en önemli öğe üretilen nesnenin temelini oluşturan malzemedir. Bu etkinlikte beyaz Muğla Mermeri kullanılmıştır. Etkinlikte heykeltıraşların kullanacağı mermerler TEKMAR MERMER A.Ş. tarafından sağlanmıştır. TEKMAR MERMER tüm mermerleri sağlamakla kalmayarak iki sanatçının da sponsorluğunu üstlenerek Muğla Üniversitesi’ne iki heykelin kazandırılmasına vesile olmuştur.Her sanatçı projesi doğrultusunda önceden belirlediği ölçülerde kesilip hazırlanan en az üç metre küplük mermerleri işlemişlerdir. Ayrıca bir aylık atölye çalışması süresince ana sponsorumuz GARANTİ BANKASI’nın yanı sıra, ERMAŞ Mermer İşletmesi, Muğla Kamyoncu Otomobilci ve Şoförler Odası ve Güney Ege Linyitleri İşletmesinin desteği alınmıştır. Sanatçılarımızın yurtdışı ulaşım giderleri MARTI MARİNA tarafından karşılanmıştır. 22 Haziran’da başlayan etkinliğin bir ay sonrasında, gün doğumundan çoğu kez gece yarılarına dek süren yoğun bir çaba ile tek parça halinde mermer bloklar heykeltıraşların usta ellerinde yontularak son şeklini almıştır. Bir Açıkhava heykel atölyesi haline gelen Muğla Üniversitesi, mermer kütlelerin birer heykele dönüşünü adım adım izleme fırsatı yakalaması dışında kültürler arası dostluğu pekiştirmesi açısından da önem taşımaktadır. Muğla Üniversitesindeki bu buluşma, tüm proje ve sonuçlarıyla bir Açıkhava Heykel Müzesi oluşturmak adına atılmış ilk önemli adımdır. Muğla Üniversitesi bu proje ile şehrin gelecekte bir kültür, felsefe ve bilim kenti olmasına yönelik hedeflerine katkıda bulunmuştur.

  •  Piero Maspoli (İsviçre) Usta sanatcı atölye çalışmasına, farklı yönlerdeki ayakları ve yukarı doğru eğrisel yükselen üst gövdenin anıtsal duruşu ile hareketli ve tüm yönlerden ayrı bir algılanma sağlayan bir kapı projesi ile katılmıştır. Günümüzde sadece güvenlik işlevi taşıyan kapıların eski çağda önemli bir dinsel anlamı vardı. Bu yüzden de M.Ö. 2.binyılda başta Hititler ve 1.binde Urartu ve Frigler kültürlerinde kapıya kutsal bir anlam yüklenmişti. Kaya cephelerinde işlenmiş simgesel kapılar aynı zamanda tanrının yeryüzünde kendini gösterdiği yerlerdi. 
  • Kalbinin yarısı İsviçreli, Yarısı Türkiyeli olan ve atölyeye Türkiye-İşviçre adına katılan Beat Kohlbrenner’in sanatı, doğa ve yöreye ait gelenekselci geçmiş kültürlerin izlerini taşıyor. Pencere, kaya basamakları, üçgen ve piramitlerden oluşan özgün formları, etkinlik için oluşturduğu kabuk-yontuda da izleyebiliyoruz. Anadolu’nun II.bin Hitit ve I.bin kültürlerinin kaya döşemlerinde sıkça kullanılan basamaklar, burada da doğal kaya formunun cephesinde yukarıya doğru yükselerek pencerede sonlanıyor. Kohlbrenner’in çalışmasında görülen pencere, tanrının insana kendini gösterdiği yeri; basamaklar ise tanrıya ve göğe ulaşan gizemli yolları simgelemektedir. Beat Kohlbrenner’in yapıtında sıkça kullanılan piramitler ise Karyanın baştanrısı ve taş kültünün özünü oluşturan Anadolu’nun Işık Tanrısı Apollon’un simgesiydi.
  •  Eski Kaynaklardan Hesiodos, Theogonia’da tanrıçanın denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu anlatmaktadır. Beyaz Rusya’dan Aliaksandr Batvinionak ise Eski çağın Aşk ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite’i bir deniz dalgası üzerinde kurguladı. Dalga üzerindeki balıklar devinimi sağlıyor.
  • Yatay ve dikey iki ayrı öğeden oluşan Ayşe Sibel Kedik’e ait yontuda Anadolu’da geçmişi Neolitik Dönem’e dek uzayan stel ve önündeki bir sunu masasını anımsatan bir tasarımla buluşuyoruz. Kurban masasından aşağı yönelen basamaklar bir nişe açılıyor. Stelin en üstündeki, yarı kabartma kadın başı ise basamak, niş ve stelle bir arada insanın yüceltilme duygusunu uyandırıyor.Sanatçının yapıtının ayrıcı bir özelliği ise plastik ve mimari formların bir arada yorumlanmasıdır.
  • Mısır’dan katılan Salah Hammad’ın yapıtında ülkesinin geleneksel yüksek kültürünün düzeyli ve zengin izlerini bulabiliyoruz. Mezopotamya, Anadolu ve Mısır, Eski dünyanın yüksek kültürlerinin doğup geliştiği, nehir uygarlıklarıydı. Bu projede görülen sütun şeklideki başlık, uzun etek ve göğüsle Mısırlı anaç bir kadın betimi anıtsal duruşuyla bizleri etkiliyor.
  • Bir diğer proje, Kazım Karakaya’ya ait. “Kütlenin içindeki enerjiyi toprağa vererek gerilimi arttırıyorum,malzeme sertleştikçe form gerilir, gerilim arttıkça volum yükselir. Enerji akışı ise heykeldeki dinamizmi verir, dinamik olan yaşamdır…” Bu söylemiyle sanatçı, yaşamın durağan olmadığını, heykelin dinamizmi ve hareketi simgelediğine inanıyor.Doğada her şeyin birbirine eklemlerle bağlandığına inanan Karakaya, bunu kendi sanatında yorumluyor. “Eklemleme anında mutasyon başlar ve karşılıklı enerji akışı oluşur, enerjinin kaynağı ise doğadır…” Karakaya’nın bu çalışmasındaki her formun bir anlamı var; ancak bu anlam kelimelerin oluşturduğu etkiden çok öte ve sadece malzeme ve ritmin yarattığı şiirsel bir bütünlükten oluşuyor.
  • Japonya’dan katılan Shinroku Shimokawa’nın projesi ise yüksek bir kaide üzerinde dikdörtgen, monolit ana parçada yukarı aşağı, ileri ve geri sürekli hereketin dengeye doğru yöneldiği felsefenin taşa yansıtılmış ürünü…
  • Chpelly’nin yontusunda, Anadolu kültürlerinin gelenekselci yapısının yorumlanışına tanık oluyoruz.Manuel Chpelly’e göre Anadolu ve Karya kültürleri tıpkı bir spektrum gibi ışığı bünyesinde topluyor sonra yayıyor.Zaten bölgenin sanatı ve kültürlerinin zenginliği de geçmişten aldığı esinden kaynaklanıyor.İspanyol heykeltıraş, devasa yontusunu bir kabuğun içini dairesel, eğrili bir formda yontarak yarattı.Dışta dairesel görünen açıklılar, içte eğrisel daha büyük boşluklara dönüşüyor.Her yönden gelen ışığı önce alıp sonra yansıtan yapıtta öncelikle sanatın geçmişle gelecek arasındaki bağı sağlamadaki anlamlı sorumluluğunu algılayabiliyoruz.
  • İtalyan heykeltıraş Fulvio Merolli ise yapıtında mitolojik bir olayı, dünyada ilk uçan insan olarak iz bırakan Ikaros’u işledi. Ikaros, ünlü mitolojik mimar Daidalos’un oğluydu. Baba-oğul, Kral Minos’un emriyle Labrynthos’a kapatılınca Daidalos uzun bir uğraşıdan sonra oğlu için kuş tüylerinden bir çift kanat yapmış.Bu kanatları balmumuyla oğlunun vücuduna yapıştırmış ve Ikaros uçmadan önce güneşten uzak durmasını öğütlemiş; ancak ne var ki genç Ikaros bu öğüdü unutmuş.Güneşe yakın uçtuğundan balmumu erimiş ve denize düşerek boğulmuş.Sisam Adası çevresindeki denize Ikaros Denizi denmesinin nedeni budur. Ikaros’un bu serüveni Merolli’nin usta ellerinde ayrı bir anlam kazandı.Yapıtın bir yüzünde güneş, diğer yüzünde gökyüzünde uçan Ikaros betimi görülmektedir.Muğla mermeri, olağanüstü etkileyici bir tasvirle insanın yaşam mücadelesi ve ölümü yansıtmaktadır.
  • Özgür Turhan, kadın yontusuyla eski çağın geometrik betim anlayışının ötesinde kadının güçlü ve egemen yapısını beyaz Muğla mermeri ile bütünleştirmiştir.
  • Akdeniz ve Ege deniz kültürlerinde hep işlenen gemi, insanın hayatta kalma uğraşısından başka yaşamın kendisini, sevgiliye kavuşacağı anı, kim zaman da yalnızlık ve ölümü simgelemektedir.Timuçin Çakaloz’un projesi bir Akdeniz korsanını yansıtmaktadır.
  • Bir başka proje, Evrim Çamoğlu tarafından Muğla Üniversitesi’ne kazandırılmıştır.Eski çağda içki kapları gibi çağrı boruları da hayvan boynuzlarından yapılıyordu.Daha önce metal malzemeden bir deneme yapan sanatçı, bu kez bunu Muğla mermeri ile somutlaştırdı.

Prof. Dr. Adnan DİLER